Hayri YILDIZ
Hayri YILDIZ

Eleştiri mi? Yoksa gizli bir “hayranlık” mı?

9 Ocak 2019 Saat: 19:48
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 1.295 kez okunmuştur

 

Türkiye’de eleştiri, edebi muhaceretinde uzun bir emekleme döneminin sonunu müjdeleyen ışığı görebilmiş değildir hâlâ. Bireysel pratikler itibariyle hiç de yetkinlikten yoksun olmayan eleştiri uygulamalarının etkin ve kapsayıcı bir bütünlüğe ulaşmamasının ardında yatan nedenlerden en önemlisi belki de edebi eleştirinin zeminindeki “akademik yatırım” eksikliğidir.

***

Medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünce konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından olan ABD’li Chris Sperry, geride bıraktığımız 2018 yılının başında kendi ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğu’nun konuğu olarak Türkiye’deydi.

Boğaziçi, Kadir Has ve İbn Haldun üniversitelerinde konferanslar verdi.

O sıralar bendeniz de İstanbul Aydın Üniversitesi’ndeydim ve İbn Haldun Üniversitesi’ndeki son konferansına katıldım; hem kendi ülkemde bir türlü kendi dinamiğinde işletilemeyen ve alt düzey bir tozutma metodolojiyle kitlelere servis edilen eleştiri kültürünün analizini “usta” bir ağızdan dinlemek, hem de-adından dolayı olsa gerek sempati duyduğum-İbn Haldun Üniversitesini ziyaret amaçlı görmek.

Konferans, Türkçe altyazılı haliyle dev ekrana yansıtılması sonucu, konuşmanın anlamını tam olarak anlayabiliyorduk.

***

Mr.Sperry, yaptığı işin zorluğunu anlatırken, ilginç birkaç örnek verdi:

Arap-İsrail sorununa yönelik bir müzakere açtım ve 7 sayfalık bir metin hazırladım. Bir öğrencim geldi, 19 noktada İsrail karşıtı olduğumu düşündüğünü söyledi. İyice araştırıp, bir kez daha okumasını söyledim. Bu kez 26 noktada Arap karşıtı olduğuma yönelik tespitlerdebulunmuş!”

Eleştirel düşünce böyle bir şey, nereden baktığınıza göre değişmemesi gerekir.

Bir diğer ilginç bulduğum örneği ise: “Ben sınıfımda Nazi ruhlu kişilere, ya da sempatizanlarına söz hakkı tanımam!”

***

Peki, her konu tartışma masasına yatırılabilir mi?

Sperry’e göre yanıt; “Hayır!

Örnek veriyor: “Nazi meselesi”, yani faşizm.

Limitleri bilmek önemli” demeye getiriyor.

***

Limitlerin sınırını ise, Amerikalı Yazar ve KarikatüristFrank A. Clark şu cümlesiyle çizer; “Eleştiri, yağmur gibi bir insanı köklerine zarar vermeden besleyecek kadar nazik olmalıdır”

Aksi durumları ise Dale Carnegie güzel örneklendirir: “Yapabileceğiniz en iyi şeyi yapın, sonra şemsiyenizi açın, tenkit yağmurunun ensenizden içeri akmasına müsaade etmeyin.

Muhtemeldir ki Sayın Cumhurbaşkanı da özenle bu duruma dikkat çekiyor.***

Hal böyleyken bir de komedi ya da “nükte” sanatının büyük ve o derin dünyasına bir göz atalım.

Örneğin; Yüzyılın en usta komedyeni ve aynı zamanda büyük bir film yapımcısı olan Fransız sanatçı Charlie Chaplin, döneminde bu günkü imkânlar olsaydı, ne yapabileceği tasavvur bile edilmez.

The Great Dictator-Büyük Diktatör” filmiyle Hitler’i batıran adam tiplemesiyle ünlenen, komik tipini Hitler’e yakınlaştırarak alay etmeyi başarabilmiş bir efsaneydi. Hem de ağzından tek bir kelime bile çıkmazken.

Örnekleri çoğaltmak mümkün; Fransız komedyen Louis De Funes ile İngiliz Mr. Bean, gülmeniz için yüzlerine bakmanızın yettiği komedyenlerdi onlar. Sinemada abartılı mimiklerin kullanıldığı bir komedi ekolü yaratmışlar ve bu ekol pek çok ünlü komedyen tarafından takip edilmiştir.

Eskilerden Jerry Lewis, yenilerden Jim Carry de öyle.

Ya o ustaların ustası, hem komedyen, hem de muhteşem karakter rollerin sahibi, kariyeri boyunca Oscar, Emmy, Altın Küre, Grammy ve Sinema Oyuncuları Derneği ödüllerine layık görülen Robin Williams.

Hepsi de, kendi yerelini aşan ve sanat dünyasının bütünsel boyutuna ulaşan kişilerdi. Öğrendikçe bildiğini değil, daha çok bilmediğini düşünenlerdendi onlar.

Ve asla hiçbir zaman kendi sanatlarına kirli tohum ekecek “virütik” ideolojilere sapmadılar.

***

Bizimkilere sıra gelince, hiç birisi yerelini aşamayan ve komedi sanatının evrensel kulvarlarına erişemeyen “taklitçiler” olarak anımsamamıza vesile olabildiler ancak.

Ve hiç birisi evrensel arenalarda boy gösterip alkışlanamadılar.

Komedi” sanatı bu kadar basit olsaydı, dünya kahkahalara boğulurdu.

Ancak bu demek değildir ki, “hakir görmek” ya da “dışlamak”; Asla.

Hepimiz güldük, gülüştük onlarla, ancak sanatsal boyutuyla hiçbir zaman kendi yerelini evrensel pazarlara taşımak için çağdaş köprüler kuramamış yönleri ağır bastı her zaman.

***

Belki de tecrübe etmiştir Abraham Lincoln ve şöyle demişti vaktiyle: “Eleştirmenler, edebiyat ve sanatta dikiş tutturamamış olan adamlardır.”

***

Önlerinde bir yığın turfanda malzeme varken, ne diye kendi kulvarları dışına sapar ve kitle psikolojisinin “gülünç” çukuruna düşerler. Oysaki komedi sanatında “gülünç”, özüyle “nükte”nin bilinçli ve ustaca anımsatılması ya da çağrıştırılmasıdır.

Siz bunu yapın ve sanatı sanat için icra edin.

***

Peki, popülist sanat nedir?

Basit, çoğunlukla figüratif ve ifadeci, ancak sözde ifadeci olan bir sanat anlayışı.

Ya da politik-ticari kitle kültürüyle seve seve içli dışlı olan bir sanat.

Ve tıpkı popülist politika gibi, çok rağbet gören bir sanat; eser sahiplerinin iddiasına göre sanat dünyasının muhafızları için değil, sözde “halk” için yapılmış bir sanat.

***

 Ancak, şu da bir gerçek olabilir; “Unutma” der Cengiz Aytmatov; “Eleştiri, çoğunlukla biçim değiştirmiş gizli bir hayranlıktır.”

***

Yazımızı, ünlü besteci JeanSibelius’un sözüyle bitirelim; “Eleştiricilerin sözlerine aldırmayın, şimdiye kadar hiç birinin heykeli dikilmemiştir.”***

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Haber BK Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

DepolamaTaşıma iletme sistemiMerdiven Tırmanma CihazıEngelli merdiven tırmanıcıUluslararası evden eve nakliyatAdaklık
Yukarı ↑