Hayri YILDIZ
Hayri YILDIZ

Horus’un Gözleri ve “Trabzon”

4 Aralık 2018 Saat: 17:06
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 1.221 kez okunmuştur

 Coğrafya, toplumları belirgin bir şekilde kalıba sokabilmekte, fakat aynı kalıplarda gelişen kültürler de mekanla birlikte o toplumu kalıba sokabilecek bir güce de sahip olabilmektedir.

Ve çoğrafya, üzerinde yaşayan toplumları kuşaklar sonra da olsa, zaman içerisinde, Fransız sosyolog Fernand Broudel’in ifadesiyle “uzun zamanlarda kendisine benzetebilmektedir.” Bu benzeme çok zaman pratik zorunluluklar olarak başlamakta, buradan niyetli fiillere ve nihayet estetiğe ve zevklere, yani “kültürel bir form”a uzanabilmektedir.

Küçük bir makaleyle sınırlı da olsa, yaşadığımız şehir ile iligili yapmayı düşündüğümüz çok yönlü analizimize temel teşkil edecek dinamikler, “coğrafi zorunluluğun pratik ihtiyaçlara yansıması” anlamındaki yaklaşımlar olması gerektiğini rahatlıkla söyleyebilmeliyiz.

Mantık tamamen bundan ibarettir.

İbn Haldun, “çoğrafya kaderdir” der. Ancak, sadece çoğrafi bir tanımla yetinmez; “insanoğlu alışkanlıklarının evladıdır” tespitiyle de olaya, sosyolojik bir boyut kazandırır.

***

Bu bakış acısıyla rahatlıkla söyleyebiliriz ki, sosyoloji ile çoğrafya bilimi arasındaki ilişki üzerinden Trabzon insanının sürekli içsel özelliği olarak belirlenmesi gereken bazı yönlerinin analizi, şimdiye dek tatmin edici bir düzeyde yapıldığı söylenemez.

Bu da demektir ki, Trabzon’da yaşayan bölge toplumuyla ilişkili olarak yapılacak sağlıklı bir analiz, sosyolojik çerçevede ama çoğrafyacı bir yaklaşımla ancak mümkündür.

***

Genelde Doğu Karadeniz ve özelde Trabzon toplumu dinamik, “fevri-asabi”, “zeki”,yerel kimlik idraki yüksek”,tutumlu”, ancak bunun yanında bir o kadar da “gösterişli” olarak nitelendirilebilecek bir dizi ayırt edici özelliğe sahiptir.

Trabzon’da insanların olamadığı bir hal varsa o da sakinlik ve sükunettir. Sürekli hareket halindeki bu insanlar, karıncalar gibi biraz telaşlı ve acelecidirler. Hızlı konuşur, hızlı yemek yerler. Bütün günlük işlerinde hızlı olmak ortak bir alışkanlıktır.

Biri “futbol”, diğeri ise iktisadi faaliyet alanındaki “müteahhitlik hizmetleri” olmak üzere Trabzon’un sahip olduğu bireysel boyuttaki bu iki dinamizm, ölçek bazda büyütülerek toplumsal boyutta da ifade edilebilir.

O halde bu iki sosyal olgunun sebebi nedir?  

Trabzon’un, Türkiye’nin diğer şehirlerinden farkı nedir ve hangi nitel farklar bu nicel farkı ayrıcalıklı ve bariz bir biçimde beslemektedir?

***

Gerek futbol gerekse de müteahhitlik faaliyetleri, dinamizmi yüksek bireylerin ve bu bireylerden oluşan toplumların ayrıcalıklı olarak daha fazla ilgi gösterdikleri mesleklerdir. Benzer şekilde, bu iki meslek kısa yoldan zengin olmak isteyen, kısa sürede “köşeyi dönmeyi arzulayan”, adrenalin seviyesi yüksek, atik, becerikli ve özgüveni yüksek kişiliklerin buluştuğu meslekler konumundadır.

Örneğin nüfus oranıyla Trabzon’dan 5 katı büyüklüğündeki Kayseri, müteahhit hizmetleri acısından sayısal olarak iki katı olsa bile, nufusa oranla ancak Trabzon’un yarısı kadar bir potansiyele sahiptir. Aynı şey spor alanında da geçerli. Her iki şehrin futbol takımlarının yerel ve evrensel çaptaki başarı grafiklerinin kıyaslamaları bile söz konusu değildir.

Hal böyleyken üç dönem Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Sayın Özhaseki, Ankara Büyükşehir Belediye Bşk.lığı için aday gösterilirken, Trabzon’a bir bürokrat’ın atanması, bırakın iki il arasındaki nitel fark ve niçel ayrıcalıkların dikkate alınıp alınmadığını, siyaset bilimi acısından da oldukça çelişkili.

***

Evet, varmak istediğimiz yargı şu: “Bu çoğrafya ile başetmek kolay değildir.”

Bu da demektir ki “Trabzon’u yönetmek”, hiç kolay değildir.

Bölgesinde, karmaşık olduğu kadar almaşıklarını da üst düzey bir formasyonuyla içinde barındıran ve diğer bölge ve şehirlerin insanlarından daha fazla yerel kimlik ve aidiyet idrakine sahip, derin geçmişinde, bölgesinde kurulan bir devlete 250 yıldan fazla başkentlik yapan bir şehirdir Trabzon.

Genetiği ve sosyolojisiyle böylesine politik bir yapılanmaya sahip olan ve bu yapılanmanın hemen hemen tamamıyla, adeta Trabzon merkezli bir “şehir devleti” niteliğinde devem etmek isteyişinin temel dinamiğini sarsmadan, hatta kendine has sosyolijisiyle biçimlenen mevcut bilinçaltıyı muhafaza edercesine Trabzon’u yönetmek, kuşkusuz herkesin ya da sıradan kişilerin harcı olmamalı.

Hele de, kelime olarak masaların ve büroların egemenliği anlamına gelen “bürokrasi”de yetişen kadroların marifetiyle yönetmede ısrar etmek, ne derece verimli bir uygulama?

Max Weber’in, “yönetim genelkurmayı” adını verdiği ve otorite sahiplerinin emirlerini uygulayacak olan bu kadroları, siyasi organizasyonlarda kullanmak, yöneten ve yönetilenlere şimdiye dek ne kazandırdı?

***

Son 16 yıllık Ak Parti dönemleri, kamu hizmeti fonksiyonu acısından ele alındığında, gerek genel, gerekse de yerel yönetimlerde, bürokratik kadrolara oranla “sivil” kimlikli seçilmiş kadroların başarıları açık ara farkla olduğu görülmüştür.

Kayyum” diye adlandırılan bu kadrolar, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde “terör” hassasiyeti yönüyle bazı ilçelerde düşünülebilir belki, ancak illerde ısrar edilmesindeki mantık pek anlaşılacak gibi değil.

Hele de bu mantığı, Trabzon gibi tezahürlerini hemşericilik, Trabzonsporluluk ve kendine has yerel motiflerle bezendirdiği milliyetçilik gibi hassas dengeler üzerine kurulu ve yüksek yerel kimlik idrakine sahip, zor coğrafi şartlarda oluşmuş tarihsel tecrübeye ve bu tecrübeye dayalı bilince ve nihayet bütün bunların coğrafya temelindeki harmanlanışına dayanan sosyolojisine ve bu sosyolojinin biçimlendirdiği “kültürel bir form”a uygulamaya kalkmak, hiç anlaşılır gibi değil.

Üstelik bir kaç kez denenmiş, denenmişliği de her seferinde fiyaskoyla sonuçlanmasına rağmen.

***

En azından başkan yardımcılığında denenmesi gereken ve üç dönem süren Asım Aykan denemesi, sonunda “milletvekilliğine kapak atma” şeklinde sonuçlandı. Ve bu kapak atma, yerel popülist düzlemdeki politik manevralarıyla öne çıkan Volkan Canalioğlu dönemini zorunlu olarak getirdi ve 5 yıllık bir kayıp daha eklendi Trabzon’un o makus talihine.

Ya Orhan F. Gümrükçüoğlu denemesi?

Hadi bir dönem denendi, ne diye uzatıldı bir dönem daha, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın nefesiyle..!

Sayın Erdoğan’ın nefesiyle yaşayan bu anafor kadrolar, ne kadar daha uzatabilirler siyasi yaşamlarını?

***

Neyse, çok uzatmayalım, ancak şu “Horus’un Gözleri”de neyin nesi?

Oldum olası ilgimi çekmiştir, Antik Yunan ve Mısır Mitolojileri.

Eski Mısır eserlerinde Tanrı Horus’un, yırtıcı kuşların, özellikle “atmaca” ya da “şahin” gibi keskin bakışıyla tasvir edilmesi, kişinin ya da kişilerin hiçbir hareketini gözünden kaçırmayan bir tanrı oluşunu, yani vicdanının gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını simgeler. 

Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü güneş ve ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi…

***

İşte Trabzon’a, tıpkı Tanrı Horus’ta olduğu gibi, keskin, hassas, biri güneş, diğeri ay gibi günün 24 saati açık olacak atmaca gözlü bir şehir adamı lazım, ekibiyle birlikte. Trabzon, vicdanı olacak ve vicdanının gözünden hiçbir şey kaçmayacak bir “şehir adamı.”

Yönetici düzeyde yıllarını vermiş eski bir yerel yönetim uzmanı gözüyle Sayın Erdoğan Bayraktar’ı her gördüğümde ya da izlediğimde, aklıma atmaca gözlü Tanrı Horus gelir.

***

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurulduğunda ve başına Sayın Bayraktar getirildiğinde, bunun bir “devrim” niteliği taşıdığını, “Deniz Canavarları ve Erdoğan Bayraktar” başlıklı bir makaleyle kaleme almıştım o yıllar. Ardından beklenen oldu 17/25 Aralık operasyonlarıyla…

Diğerlerini bilmem amma, yan bilince sahip üçüncü sınıf bir zihin ancak inanır, Erdoğan Bayraktar’ın yolsuzluk yaptığına.

Aslında “karşı devrim” niteliği taşıyan ve değişik versiyonda halen devam etmekte olan operasyonlarla yapılmak istenen zaten oydu.

Ancak, ikinci bir şansı olur her zaman bu çaplı kadroların ve pekâlâ Trabzon’un başına getirilebilirdi.

Ve böylelikle vali Van’da, şehir adamı ise bölgesinde kalır şehrini yönetmesi için, kişi ya da toplumun hiçbir hareketini kaçırmayan gözlerinden biri güneş, diğeri ay olur, gece gündüz nöbetleşerek.

Ne yazık ki bu böyle olmuyor ve her beş yılın bitiminde Trabzon, adeta şöyle bir şarkıyı mırıldanır gidenlerin ardından:

“Yazık oldu seninle, geçen günlere yazık!”

***

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya 1 yorum yapılmıştır
Osman 04.12.2018 18:28
Evet gelen gideni aratacak gibi gidende iyi değildı
 

Haber BK Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yukarı ↑